Ehliyet ve liyakat Sahibi Olma mı? Yoksa salt Etiket mi?

0
64
hakikat ehli insanlarlar, liyakat Sahibi Olma ve Sorumluluk
Ehliyet ve liyakat Sahibi Olma mı? Yoksa salt Etiket mi?

Ehliyet ve liyakat Sahibi Olma mı? Yoksa salt Etiket mi?

Geçen hafta, bu haftaki konumuzu hazırlayıp tam yazmak üzere iken ABD Başkanı Trump’ın, Mısır Ve Suudi yönetimi dışındaki tüm İslam ülkelerinin tepkisine neden olan, Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak  tanıması yönünde aldığı karar üzerine, gündemi tümüyle işgal eden bu konuyla ilgili olarak yazma gereği duymuştuk.Bu yazımızı liyakat Sahibi Olma ya ayıracağız.

Geçen haftaki yazımızın başında da belirttiğimiz gibi yaşadığımız yerde, BAŞKAN kelimesinin geçtiği tüm dernek, sendika, vakıf gibi Sivil Toplum Kuruluşları ile sair önemli mevkileri, yüklediği sorumluluğun gereğini yerine getirmeksizin salt toplumda itibar sağlaması yönü itibariyle, uhdesinde bulundurmak isteyen bir zihniyetin, var olup olmadığını irdelemektir. Dolayısıyla konumuz geçen haftadan beri liyakat Sahibi Olma (hakikat ehli insanlar )  ve Ehliyet sahibi olmanın önemiydi.

Bu konuda neden yazma gereği duyduğumuz merak edilebilir. Yaşadığımız yerde bu tür bir mantaliteye sahip olan insanlar mı var denilebilir. Elbette hayır.. O halde neden yazma gereği duydunuz? dediğinizi duyar gibiyim.

Değerli dostlar böyle bir iddiamız söz konusu değildir. Ancak bu yazımızı okuduktan sonra gocunan olursa işte o zaman maalesef ki bu düşüncede olan insanlarımız da varmış diyebiliriz.

Bizim buradaki amacımız, kayda değer herhangi bir meziyeti olmadığı halde toplumda itibar sağlayan her türlü makam ve mevkiye, gerekirse en yakın arkadaşını bile tereddütsüz harcayıp kendisinin yükselmesi yolunda basamak olarak kullanmak suretiyle talip olan bir zihniyetin tespitidir.

Hakikat Ehli İnsanlar İçin Makam ve Mevki Geçicidir.

Makam, mevki gibi şeyler, geçici olduğu bilincinde olan hakikat ehli insanlar için hiç bir kıymet-i harbiyesi olmayıp yeri geldiğinde elinin tersi ile itilmesi gereken dünyevi değerlerdir; buna karşın bahsettiğimiz zihniyete sahip olan insanlar, bu cümleden  dünyevi değerlere adeta taparcasına kıymet atfeder ve ne pahasına olursa olsun bu değerlerden asla vazgeçemez .

Geçen yıl, çok samimi olduğum bir arkadaşım, yaşadığı yerde “Sahipsiz Merkepler Derneği” adı altında bir dernek kurmak istediğini, özellikle ilkbahar mevsiminde ortalıkta dolaşıp vatandaşların ekinlerine zarar veren eşekleri bir merkezde toplayıp koruma altına almak istediğini, böylece hem bu hayvanların bakımını üstlenmek hem de vatandaşların ekinlerine verilen zararı azaltmak suretiyle iki yönlü fayda sağlayacak bir girişimde bulunmak istediğini ancak orada yaşayan bazı insanlar yüzünden böylesine faydalı olabilecek bir derneği kurma girişiminden son anda vaz geçtiğini söyledi.

İlk etapta o insanlar ile söz konusu derneğin kuruluşu arasında hiç bir bağ kuramadım doğrusu. Ancak nedenini sorduğumda arkadaşımızın vazgeçmekte ne kadar haklı olduğunu gördüm.

Zira arkadaşımı  adı geçen derneği kurma girişiminden son anda vaz geçiren sebep; yaşadığı yerdeki malum zihniyete sahip olan insanlar imiş. Bu insanlar etikete o kadar meraklı ki kuracağım derneğin doğal olarak bir Başkanı olacağına ve kurucu olarak ben bu görevi yürüteceğime göre toplumda kendilerine itibar sağlayacak her türlü göreve, layık olup olmadığına bakmaksızın her kesten ziyade kendilerinin layık olduğunu düşünen bu insanlar, kuracağım derneğin de adında BAŞKAN kelimesi geçtiği için biz bu göreve daha layığız düşüncesiyle beni bu göreve layık görmeyip derneğimi elimden alırlar korkusuyla son anda derneğimi kurmaktan vaz geçtim demişti arkadaşım..

Görev ve Sorumluluk liyakat Sahibi Olma yı gerektirir.

Oysa Allah’ın (C.C.) emir ve yasaklarından sorumlu olabilmek için ehil olmak şarttır. Bu itibarla Görev ve Sorumluluk verilecek kişinin ehliyet ve liyakat bakımından değerlendirilmesi gerekir. Çünkü insana yüklenen görev ve sorumluluklar birer emanettir. Bunlar kamuya ait işlerdir. Dolayısıyla kamuya ait olan işlerin ehliyet ve liyakate sahip olmayan kişilere verilmesi haksızlık ve adaletsizliktir. Böyle bir durumda emniyet ve güven kalmayacağı gibi bir çok insanın hakkı da ihlal edilmiş olur.
Hz. Peygamber (sav) : “Emanet kaybedildiği yani işler ehil olmayana verildiği zaman, kıyameti bekleyin.” buyurmuştur.

Bazı insanlar kendilerini her türlü Görev ve Sorumluluk sahibi olarak görüp bunlara talip olabilir. Her türlü görevde hemen ön plana çıkan bu cümleden insanlara özellikle dikkat edilmelidir. Zira gerçek manada ehliyet ve liyakat sahibi olan insanlar, görevlere talip olmazlar. Bu görevleri benden daha iyi yapabilecek kapasitede ehliyet ve liyakat sahibi olan onca insan dururken bu görev benim neyime düşüncesiyle görevin kendisine tevdi edileceği zamanı sabırla beklerler. Dolayısıyla görevi verecek kişilerin, göreve talip olan kişinin göreve layık olup olmadığını iyi değerlendirmesi gerekir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) , Vali olmak istediğini beyan eden Hz. Ebu Zer’e: “Ey Ebu Zer! Sen zayıfsın, memurluk ise bir emanettir. Hakkını veremediğin taktirde kıyamet günü pişman olursun. Ancak kim onu hak ederek alır ve onun sebebiyle üstüne düşen  vazifeleri eksiksiz eda ederse o pişman olmaz.” buyurmuştur.

Sonuç olarak münhal bulduğumuz her görevin , mal bulmuş mağribi gibi üstüne atlamamalıyız. Ehliyet ve liyakat imizi ise kendimiz değil; ehil olan başkası ölçmeli. Çünkü kendimiz, her türlü göreve ehliyetli ve liyakatli olduğumuzu düşünürsek bilmeliyiz ki ruh sağlığımız pek yerinde değil. Bu durumda zaman kaybetmeden alan uzmanı olan bir hekime başvurmayı ihmal etmemeliyiz..

Şanlıurfa’da Tarımın Gidişatı                         ŞANLIURFA

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here