Hırs nedir? ihtiras nedir? Hırslı olmak Sebeb-i Hasaret midir?

0
57
Hırslı olmak ve Dinimizdeki hırsın yeri
Hırs nedir? ihtiras nedir? Hırslı olmak Sebeb-i Hasaret midir?

Hırs nedir? ihtiras nedir? Hırslı olmak Sebeb-i Hasaret midir?

Bu yazımda sizlere Hırs nedir? Hırslı olmak Sebeb-i Hasaret midir? ve ihtiras kavramları üzerinde duracağım.

Dostoyevski; Şeytanın uyuyakaldığı bir gün, sertçe esen bir rüzgarın etkisiyle şeytandan dünyaya üç adet tüyün düştüğünü, bunlardan birisinin paraya, diğerinin mevkiye, sonuncusunun ise ihtirasa yapıştığını, işte o günden sonra şeytanın hiçbir iş yapmasına bile gerek kalmadığını söyler.

Haklısınız bu gerçek olmasa bile bunda mutlak bir hakikat payı da yok değildir. Zira para, mevki ve ihtirasta sanki “şeytan tüyü” vardır ki bunlar toplumda fitne ve fesada neden olan, insanları bir birine düşüren ve Ehl-i Dünya olarak addedilen herkeste görülen, dolayısıyla kardeşi bile kardeşe kırdırtabilen temel unsurlardır.

Hırs ve ihtiras, yüzeysel olarak benzer olmakla birlikte aslında anlam itibariyle farklı olan bu iki kelimeden ihtiras; doymazlık, aşırı istek, kendini kaybedecek kadar gözü dönmüşlük anlamına gelirken hırs ise sonu gelmeyen ve bitip tükenmek bilmeyen aşırı tutku ve istek olarak telakki edilir.

Aslında ihtiras, isteğin “şiddetini”, hırs ise “sonsuzluğunu” yada “bitmezliğini” anlatır.

İnsanın kendini kaybedercesine şiddetle, gözü dönmüşçesine bir şeyi istemesi ve ona sahip olmak adına her yolu mübah görmesi, insanlığını yitirmesinden başka bir şey olmasa gerek.

Esas itibariyle olması gereken, başka bir ifadeyle insan fıtratına en uygun olan, sahip olduklarımızın değerini bilmek; sahip olamadıklarımıza ulaşmak için ise kontrollü bir istek içinde olarak gereken şartları yerine getirmektir.

Hırs ve ihtirasla hareket edenler çoğunlukla tepe taklak giderler ve sahip olduklarını da kaybederler.

Dinimizde Hırslı olmak ve ihtiras

Dinimizde hırs ve ihtirasın olumsuzluğuna dikkat çekilip bu kavramların azim ve ısrarla hayırlı işleri takip etmek şeklinde olumlu yönüyle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Bazı makam ve mevkilere göz koyup, ona ulaşmak için aşırı ihtirasla hareket etmek pek de hoş karşılanmadığı gibi bu durum nefsani bir zaaf olarak değerlendirilmiştir.

Günümüzde kariyer için kural tanımaz bir yarış mevcuttur. Modern kapitalist düzen içinde yaşayan bireyler, amansız bir yarışa girmiş olup ben merkezci ve kişisel kariyeri için her şeyi göze alan bir anlayışa sahiptir.

21.Asırda şöhret ve riyanın vazgeçilmez temel özellikler haline gelmiş olması, insani özelliklerle mücehhez gerçek manada kamil olan insan profilinin unutulmaya yüz tutmasının başlangıcı olmuştur.

Maalesef toplumun yararı kişisel menfaate, manevi değerler maddi değerlere, biz düşüncesi ise ben merkezli bir düşünceye yerini terk etmiştir.

Bu bağlamda müşahede edilen “Değerlerin çözülüşü” , öncelikle insan nefsinde başlayıp zamanla dalga dalga topluma da yayılma istidadı göstermiştir.

Hırs ve tamahın başladığı noktada saf duygular sona erer diyen Balzac haksız da değildi. Nitekim saf duygular sona ererse, ortak ve ulvi gayeler, samimiyet ve hasbilik de biter.

Unutulmamalıdır ki, halkın ortak irade, şuur ve vicdanı saflık zemininde inkişaf eder. Saf duygularını yitirenler, halkın yürüdüğü istikametten, ortak çıkar ve beklentilerinden uzaklaşmış olur.

Enaniyetlerin revaçta olduğu bir atmosfer, her şeyden önce iç bütünlüğü ve duygusal birlikteliği de zedeler.

Geleneksel ve manevi değerleri özümseyip önemseyenler, gerçek manada bencillikten ırak kamil insanlar olabilir ve ulvi gayelerle hareket edip “biz” perspektifinden hayata bakabilir.

Öte yandan gündemde olmak, toplumda takdir görmek, imaj sahibi olmak elbette ki beşeri duygular olması hasebiyle yadsınamaz ancak bu duyguların,  kendini kaybetmeden, insanlığını yitirmeden var olma zemininde yaşanması lazım.

Ayrıca ne yaptığımız kadar neden ve hangi niyetle yaptığımız da önemlidir. Bu itibarla insanların eylemlerini yorumlamanın yolu, amaç ve sonuçları birlikte değerlendirmekten geçer.

Şahsi çıkarları ile hareket edenler kaybetmeye mahkumdur

Son zamanlarda girmiş olduğumuz seçim atmosferinde kimlerin hangi amaçlarla hareket ettiğini çözebilmek için kahin olmaya gerek yoktur.

Genelde Şahsi çıkarları ile hareket edenler, yine kişisel menfaat ve ikbal uğruna bir yerlere gelmeye çalışanlardan ziyade çığırtkanlık yaptıklarını sosyal medyadan müşahede etmek mümkündür.

Bu cümleden olarak bir insanın ayağına yapışıp kanını emen bir keneyi, cımbızla söküp attığınız taktirde aynı kenenin, ayağına yapışıp kanını emdiği aynı insanın vücudunun daha üst seviyelerine yeniden yapışmak istemesi, kendisini cımbızla cebren söküp atan o insanın nezdinde sizce hiç mümkün olabilir mi?

Benzer şekilde bulunduğu görevi beceremeyip eline yüzüne bulaştırması üzerine halkın tepkisine neden olup o görevinden azledildiği halde bu eski görevine göre daha üst seviyedeki bir göreve talip olanların ve babadan oğula tevarüs edilen bir hakmış gibi her dönem adeta kadrolu aday adayı olarak ortaya çıkanların, ancak o halkın tasvibi ile amacına vasıl olmaları mümkün olduğu halde kalkıp da bu gibi zevata alkış tutmak yada bunlar adına çığırtkanlık yapmak sizce ne kadar makul, etik ve demokratik olabilir?

Sonuç olarak bir alimin dediği gibi Hırslı olmak ve hırs Sebeb-i hasarettir, bir şeyi aşırı istemek o şeyin mutlaka olacağı anlamına gelmez.

Bu aşırı isteğin sonunda istenen sonuca ulaşamadığımız taktirde büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak hüsrana uğrayabileceğimizi asla unutmamak lazım.

Dolayısıyla hüsrana uğramamak adına hırsla hareket etmekten vazgeçip sükunete bürünerek önümüzdeki günlerin kişisel çıkardan ziyade kamu yararı adına neler getireceğini sabırla beklemenin daha doğru olacağı kanaatindeyim..!

Eski Türkiye mi Yeni Türkiye mi?

Başarılı Olmak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here