İnsanlığın Tuhaf Sokaklarında Gezdim

1
160
insanlığın
insanlığın Tuhaf Sokaklarında Gezdim

İnsanlığın tuhaf sokaklarında gezdim bu gün.
Yarım yaşanmışlıklıklar coğrafyasıydı  göğüsleri,
Çöl iklimi hüküm sürüyordu hasretten çatlamış dudaklarında.
Yokluğun ağır işçiliğini üstlenmiş eller, nasırlar ve kesikler içinde…

İnsanı sevgisizliğin, kendini anlatamamanın, yanlış anlaşılmanın, ya hut yok sayılmanın ağırlığı yorar, kurutur, en nârin yerlerini de nasırlaştırır değil mi efrûz?
İlerledikçe, adımlarımı sıklaştırdıkça fark ettim ki kararıyor insanlığın sokakları. Hatırladım sonra, insan kendi karanlığında kaybolur ve başkasının yaktığı ışık, asla yardımcı olmaz kendini bulmaya ve içinin karanlığından kurtulmaya…

Bu karanlıklar kendimizden kaçtığımızdan mı peyda olur efruz?
Yoksa ruhumuzu yakalayanlardan kaçtığımızdan mı?

Ağaçtan dökülen yapraklar, savrulmayı göze alıyorlar ve başka baharlarda yeniden yeşermeyi düşleyerek anlam katıyorlar sararan benizlerine…

Oysa ben  tek bir  bahara imân ettim ve asla başka baharlarda yeşermeyeceğim! 

İnsan yarasına kedilerin, kuşların, kıyıya vuran dalgaların, bir enstrumandan yayılan tınıların, kadife sesli kadınların söylediği şarkıların, sevdikleri insanlardan daha güzel bir iyileştirme etkisi olduğunu düşündükçe sızlıyor içim. İçim, kan revân içinde…

Birbirinden peyda olan, birbirinden ayrı düşünülemeyen insanoğlu nasıl oluyor da birbirinden ayrı yazılmayı beceriyor anlayamıyorum ve suya yazıyorum bu ömürlük yalnızlığı, bu yalınlığın sularda kaybolmasını, güneşte kavrulmasını, yalnızlığın yerini birbirinin her zerresine sevgiyle, merhametle ve güzellik duygusunu çokça uyandıracak şekilde gökkuşağının almasını istiyorum çocukça bir hayal ile…

Evet efruz!
Karanlıkların yerini gökkuşağının almasını istiyorum, üstelik bunun çocukça bir hayal olduğunu da biliyorum. Olsun! 
Ben bir ömür koca bir çocuk olayım, ne çıkar?

İnsanlığın ham, sessiz sedasız ve bir o kadar da çığlıklarla yankılanan sokaklarında geziyorum şimdiler de. 
Ne kadar insanım? İnsanlığı ne kadar tanıyorum? 
Ne kadar anıyor veya andırıyorum güzelliği? Bilmiyorum!
Uzun uzadıya bir sızı düşüp, sol göğsümden iliklerime kadar yokluyor beni. 
Öyle bir his oluşuyor ki içimde, göklere sarılıp ağlamak istiyorum.
Öyle yakın ve öyle uzağız ki birbirimizden sebepsiz yere, öyle yakın ve fersah fersah uzak…
Ayrılığın ve gayrılığın yangını iliklerimizi kurutacak…

Kim öğretti bize birbirimize etiket yapıştırıp, kainatın zulmü karşısında birbirimizi ötekileştirerek cehennemi kendimize yurt edinmeyi?

Kim öğretti bize kırıp dökmeyi? 
Sevene, sevgisizlik hediye etmeyi, yaktığımız yerden suyu, yıktığımız yerden imarı esirgemeyi ve kibri efruz! 
En çok kibri, kim öğretti bize?

Bu karanlık ve kof sokaklar bitmek bilmiyor. Bağda gül olmak varken, gülde diken oluyor insanoğlu.
Aşk uğruna, merhamet ve güzellik uğruna yaratılmış olduğunu unutan insan; karanlıklara gark oluyor, kuyuya atılan yusuflar da çoğaldı, dar ağacına gülümseyerek giden denizler de…
Habil ile kabil’in hikayesi hiç unutulmadı. 
Çünkü ne habiller bitti, ne de kabiller. 
İnsan; nisyân oldu âlemde. 
Öyleyse ortalığı saran bu deli kalabalıklar ne efruz!

Yaşamın soluk soluğa kaçışı boynumda leke, yüreğime sığınmaktır bu sükût, 
sırtımda binlerce paslı hançerlerin yarası, dilimde, anlaşılmayacağını bildiğimden hapsettiğim milyarlarca söz. 
Sol yanımda tonlarca köz…

İnsanlığın tuhaf sokaklarını geziyorum efruz!
Ne insanlıktan bir zerre, ne merhametten bir katre, ne aşktan yana ruha düşen bir cemre…
Her şey, yarım bir yaşanmışlık ve yalın bir yalnızlık…
Benim sokağımın da pek bir farkı yok diğerlerinden,
Koca yanılgılar içinde çocukluğa sığınan, merhamete sarılan ve dilemekten, dilenmekten asla vazgeçmeyen küçük bir efruz sadece…
Yüreğimin sokağı, müştekane ve efruz bir gece…

Ahlak Nerede Kaldı

İnsan Denen Meçhul

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.