Yıkma Gönül Mabedini Yıkılan Sen Olursun

0
48
Yıkma Gönül Mabedini Yıkılan Sen Olursun

Yıkma Gönül Mabedini Yıkılan Sen Olursun

Bir Muhhamed-i Aşık olan Hz. Mevlananın Gönül, gönüldür olsa da göğsünde bir kahbenin onu yıkan gitmesin tavafına kabenin ‘’deyişi ile başlamak gönül yolculuğunun ne kadar kıymettar ve ulvi olduğunun bir ispatıdır.

Gönül, naz ile kıymetleşir, kendini bilmek ile ulvileşir ve edep ile güzelleşirken , bu yolculuğun kokusu bir cennet bahçesinden gelen rayiha gibi en çorak çöllerde bile bir vaha gibi kendine yer edinir. İnce ince çiseleyen yağmur taneciklerinin düşüşü gibi narin bir acı verse de o acı içindeki kıymettar meyveye ulaşmak adına bir bade tadında tattırılan letafetlerin bir insicamıdır. Bu derin ve zerafetli insicamı bozmak, bozdurmak veya kıymak gönül yolculuğunda bir beşikte büyüyen nazdar bir bebek gibi o bebeğin masumiyetine leke sürmektir.

Buraya kadar tabir ettiğimiz cümleler doğrultusunda Anadolu’da eskiden beri var olan, tekkelerde sorulan iki soruya gelelim şimdi Neydi bu sorulan sorular ..? Birincisi ‘’ Bugün gönül Kırdın mı’’ ikincisi ‘’ Bugün namaz Kıldın mı’’ birinci sorunun cevabı eğer ‘’evet ‘’ise ikinci soru sorulmazdı. Zira atalarımızdan miras aldığımız edeb ile gönüle bakışımız’’ Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil!’’ geleneği ile gönülün ne kadar özel ve önemli ve şahenşah bir yolculuk olduğunu bir kez daha bizlere göstermiştir.

Gönülün tasviri bir aynaya benzetilirse onun içi sen ,senin için o olur. Onu güzelleştirirsen ,sende güzelleşirsin. Zira gönül evvelde senin içindedir. Sen gönülün duvağını kaldırdıkça oda senin ‘’için’’ ve senin içinde olur.

Misalen karşında bir ayna var, elinde tırtıksız bir tarak, fön makinesı vs güzelleştirici aletler var. Ve sen kendini kırılgan bir aynada güzelleştirmek için karşısına geçtin . Bir süre sonra güzelleştin ve aynaya tekrar baktın. Kur yaptın kendine, gülümsedin. İşte o ayna içinde, var olan sensin. O aynanın içinde varlığına gülensin. ‘’Var’ım evet varım.. burdayım ..’’ diyerek varlığını aynelyakin bir şekilde tecrübe ederek ispat edensin. Her gün bıkmadan karşısına geçtiğin ayna ile olan münasebetin derinleştikçe bu aynanın sadece seni değil bir başkalarınıda hatta bütün alemi gösterdiğini ve onlarında varlığını ispat ettiğini ve o aynanın ne kadar kırılgan olduğunu hakk-el-yakin bir şekilde öğrendiğinde aynanın ardındaki perdeleri peyder pey kaldırarak vukufiyet derecenin arttığını idrake sevk olunursun.

İşte içinde var olan böyle bir aynanın kırılması veya kırdırılmasının Sadi-i Şirazi’nin beyitlerinde geçen;
‘’Gönül yarasından Sakınmak Gerek Ki yoktur onun cihanda merhemi’’.
Deyişi ile bir gökyüzü gibi binbir alemi içinde barındıran gönül aynasının bir aleminin kırılması veya yıkılması diğer binler alemlerin kırılması veya yıkılması ile eşdeğer tutulmuştur. Zannımca bu yumuşak ve iyimser bir bakış açısıdır. Zira devamında dile getirdiği;

’Elinden gelirse gönül yıkma ki Yıkık gönlün ahı yıkar alemi’’
demesinde ki sebep ise; karşısında bulunduğun aynanın kırılması veya kırdırılması; hem senin ,hem diğerlerinin hem de kainatın varlığının ve ispatının bir anda ortadan kalkarak hercümerc bir şekilde sönmesiyle ‘bir’leştirilmiş, bir öz ve maya şeklinde tabir ve tasvir edilmiştir. Hatta daha derinlemesine girdiğimizde ; bu kainatın özü ve mayası Hz. Muhammedden hasıl olan muhabbetle
ve aşk ile yoğrulduğundan ve her zerre ve insanda gönül olduğundan ve bu gönülde aşkla ve muhabbetle süslenen kainatın yegane varlığı Hz. Muhammed olduğundan gönül yıkmak ile kabeyi yıkmak arasında böyle bir bağ kurulmuştur.

Yani, tabi zannımca, bir insanın veya bir varlığın gönlünü yıkmak ile Hz Muhammed (a.sv) gönlünü yıkmak aynı zamanda Yüce Allahın (c.c) evi ve mabedi olan kabeyi yıkmak anlamında kullanılmıştır.

Bu çerçeveden hareketle; ‘’Ne olduklarını bilmeyenler ne dediklerini de bilemezler’’ diyen Paul Valery’nin dikkate bıraktığı nazarı fikrettiğimizde yukarıda bahsedilen ayna tasavvuru ile yeniden yola çıkarsak eğer, aynada var olan kendisinin, tarifini ve tasvirini tahayüll etmeyen biri karşısında, binler aynada olsa da kendini tanıyamaz, kendini tanıyamayan, kendini tanıtamaz yani özüne saygı duymayan bir gönül yolcuğuna başlayamaz . Zira ‘’Kendini tanıtmak istiyorsan, başkalarının davranışlarına dikkat et. Başkalarını anlamak istiyorsan, kendi gönlüne bak diyen Friedric Von Shiller’ de benzer düşünceleri dile getirenlerdendir.

Yani Ne olduklarını bilmeyenler aynı zamanda ne dediklerini bilmeyenlerdir. Yani kendine ,iç sesine ve gönlüne erişemeyenlerdir. Yani gönül yıkanlardır.
Sonuç olarak; Yıkma Gönül Mabedini Yıkılan sen olursun. ERKAM YILDIRIM

İntihar Etmek Son Çare mi

 Urfa da Sosyal Hayat

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.