Lisan Meselesi Ve Osmanlıca 1

0
94
Lisan Meselesi Ve Osmanlıca ve Medeniyet
Lisan Meselesi Ve Osmanlıca 1

Lisan Meselesi Ve Osmanlıca 1

        Bu yazı serimizde  Lisan Meselesi,doğru Türkçe,harf inkılabı ve Osmanlıca gibi konulardan bahsedeceğiz.

Öncelikle lisanın/dilin öneminden başlayalım.Dil insanlığın varoluşuyla başlayan ve yok oluşuyla yok olacak,kültürün nesiller boyunca taşınmasını,bir şey öğrenebilmeyi ve derdimizi anlatabilmeyi sağlayan  en önemli iletişim aracıdır.

Bundandır ki insanlar lisana muhtaçtır.Lisan bir milleti millet yapan ana unsurlardan biridir.Doğar,yaşar,gelişir ve konuşanı kalmayınca ölürler.Yani sadece bir akademik bilgi haline gelirler eski yerel Avustralya,Afrika ve ada dilleri gibi.Lakin lisan ölürse millet de eninde sonunda ölür,asimile olur.

Zira lisan sadece konuşmaya yaramaz bir milletin kültür ve tarihini etkiler,ağız alışkanlıkları yapar,şiir ve şarkılarla sanatını oluşturur,duyguları aktarır.Fakat gün gelir de bir millet bin yıl kullandığı kelimelerden ve harflerden zor,yabancı kökenli,farklı veya çok diye vazgeçer ise bütün mirastan mahrum olur.Atalarıyla arasındaki bağ kopar.

İngilizce denilen lisan ilk zamanlarında en fazla  200  kök 2000 türemiş kelimeden oluşurken bugün Fransızca,Almanca,Rusça hatta Arapça,Farsça ve Korece’den binlerce kelime almış.

Japonlar ilk başlarda kendi dil sistemlerine uymasa da ataları kullandığı için Çince kökenli harfleri kullanmaya devam etmiş,Çinliler çok zor olsa dahi kültürlerini idame ettirmek adına yüzlerce harf terkibinin bulunduğu alfabelerini muhafaza etmişlerdir.Fakat geri kalmamışlar veya harflerini değiştirmemeleri  gelişmelerine mani olmamıştır.

Zaten harf bir milleti medeni de yapmaz yabani de.Teknolojik manada ilerlemesini de sağlamaz geride kalmasına da sebep olmaz.Eğer öyle olsaydı yüzyılda bir milletler bir diğerinin kelime ve harflerine geçer ve bu iş çığırından çıkardı.

Ayrıca unutulmamalı ki lisanlar arasında bu iyi bu kötüdür diye ayrım yapılamaz.Zaten mantığa aykırıdır.Lakin elbette ki yüzlerce lisan arasından sivrilerek çıkan birçok lehçe,şive ve ağzı bulunan gelişmiş lisanlar vardır.Bunlara Çince,Türkçe,Farsça,Hintçe,Arapça,İtalyanca gibi diller/lisanlar örnek verilebilir.

Kelime Almada ki En Büyük Etken Medeniyettir

Gelelim lisanların birbirlerinden kelime alma meselesine (Lisan Meselesi ).Bu konuda ise en önemli bahislerden biri medeniyettir.Medeniyet ise ırk,kan,siyaset ile değil sadece din ve coğrafya ile olur.

Yani Asya veya doğu medeniyeti,batı veya Avrupa medeniyeti yahut İslam medeniyeti,Hristiyan Medeniyeti gibi.İşte bu aynı medeniyet dairelerin içinde yer alan ve asırlarca birlikte yaşayan milletlerin lisanlarında da bir uyum göze çarpar.

Yani İslamiyet içindeki Arap,Fars ve Türk dilleri veya Doğu medeniyetinin ürünleri olan Korece,Japonca,Çince gibi lisanlar arasında ilk bakışta belli oranda bir uyum görülür.Farklar genel itibari ile gramer kuralları ve telaffuzdadır.(Bunu destekleyen diğer bir delil ise tüm insanlık bir atadan geldiği için dillerde tek dilden çıkmadır).

Ayrıca unutulmamalı ki çoğunluğun görüşüne göre bir lisanın ne kadar ayrıntısı varsa ve ne kadar fazla sözcüğe malikse o lisan o kadar gelişmiştir.Yani bir lisandaki eş sesli,eş anlamlı,yan anlamlı veya zıt anlamlı kelime sayısı ne kadar fazla ise o dil o kadar gelişmiş demektir.

Bu birlikte yaşayan insanların kendi lisanlarına az çok uyan lisanlardan aldıkları ve zaman içinde bazı söyleyiş değişiklikleri ile kendi dillerine mal ettikleri kelimeler ile olur.Bu bir zenginliktir.Bu gelişim milletlerin edebiyatlarını ve tefekkür seviyelerini geliştirir.

Zira insanoğlu kelimeler üzerinden düşünür ve ifade eder.Ya da az kelimeli bir lisan ile yazılan bir şiir ile çok kelimeli bir lisanla yazılan bir şiir arasındaki seviye farkı herkes tarafından kabul edilecektir.

Ayrıca lisanların birbirlerinden kelime almamaları mümkün değildir.Şöyle ki bir şeyi keşfeden yahut icat eden bir millet ona kendi lisanına uygun bir isim verir.Ve bunun gibi her millet kendi devlet ve şehirlerine,evlat ve ailelerine kendi kültürlerinden kelimeler ile isim verirler.

Diğer lisanlarda bu kelimenin tam karşılığı yok ise o kelimeyi kendi gramer kurallarına uydurarak ve telafuzda değişikliğe giderek kendi lisanlarına dahil ederler.

Saf Bir Lisan Bulmak Neredeyse İmkansız

Esasında bugün tam anlamıyla saf bir lisan bulmak saydığımız ve sayamadığımız bu gibi nedenlerden dolayı neredeyse imkansızdır.(Dünya dili olarak geçen İngilizce’de de bu durum geçerlidir.)

Mesela bir millet benim dilim saf olacak diye inat etse bugüne kadar yapılan birçok icat ve keşfin en az yarısına karşılık bulamayacaktır.Bu ise dilin gerilemesine sebep olur.Ama iş bu konu dahilinde düşünerek o zaman rahat olalım lisanı korumaya gerek yok,bütün lisanlar birbirinden kelime alsın demek doğru olmadığı gibi aşırı katı olarak yabancı kökenli kelimelerin hepsini atalım demek de doğru değildir.

Peki bu işi nasıl yapacağız.Aslında yazımızın (Lisan Meselesi Ve Osmanlıca) başından itibaren küçük küçük anlattık ama bir toparlayalım.

Milletler önce kendi lisanlarını sevecek,konuşacak,öğrenecek ve sahip çıkacak,bir kelimenin aynısı(tam karşılığı) kendi lisanında varsa onu tercih edecek.sonra ihtiyaç hasıl olursa yeni icat ve keşiflerin karşılığını uydurmacaya düşmeden gerçekten var olan ve kullanılan kelimeler ile bulmaya çalışacak,olmuyorsa medeniyet bahsindeki hususu dikkate alarak kendi medeniyetinden olan bir lisanın kelimesini kendi lisanına uydurarak alacak.

Örneğin Türkçe’deki İNSAN sözcüğü.Bu sözcük Arapça’daki Üns/Ünsiyet sözcüğünden türemiştir.Lakin bin yıldır kullanıla geldiğinden ve kulağı tırmalamayacak derecede Türkçe’ye uyduğundan konu dahilinde bilgisi olanlar dışında hiç kimsenin aklına Türkçe olmadığı gelmez.

Oysa bugün bazılarının özellikle kullanmaya çalıştığı ‘Check in etmek/yapmak’ gibi şeylerin Türkçe olmadığı ve uymadığı hatta kulak tırmaladığı ilk bakışta belli olur.

Tıpkı bunun gibi Fransızca kendi dilinde bulunmayan bir kelimeyi yine kendisine uyan Almanca’dan rahatlıkla alabilir.Peki bu karışıklığa neden olmaz mı?

El cevap nesiller kendi lisan ve kültürlerine sahip çıkar,kendi kelimelerini de kullanmaya devam eder,diğer lisanlardan aldığı kelimeleri kendi telaffuz ve gramer yapısına uydurur ve yanlış bir lisan politikası izlemez ise hayır.

Farklı Dillerden Kelime Almak Doğal Bir Vakadır

Yani Osmanlılar Arapça ve Farsça’dan kelimeler alarak yanlış yapmamışlardır.Bu tabii bir vakadır.

Hem Osmanlıca dediğimiz lisan tamamen farklı değildir sadece Osmanlı döneminde kullanılan ağır bir Türkçedir.

Ağır dediysek sakın Fecriati ve Divan edebiyatındaki kadar ağır sanılmasın zaten halk günlük hayatta o kadar ağır bir dil kullanmıyordu.Bunlar şiir olduğu için sanatlı bir dil kullanmış ve ağır olmasına rağmen şiirde zirveye çıkmış ve dünya edebiyatında Türk şiirinin tahta oturmasını da sağlamışlardır.

Bu nedenle aslında onlara teşekkür etmeliyiz.Ayrıca şiir bir sanat olduğundan şair aşırıya kaçmamak şartıyla istediği gibi şiir yazabilir buna karışamayız.

Esasen divan şiirleri de kulağa bir musiki gibi gelmekte ve anlamasak bile hoşumuza gitmektedir.İşte bu herkesin harcı değildir.

Neyse bahsimize dönelim biz zaten Divan edebiyatında kullanılan dile dönelim demiyoruz lakin Türkçeyi doğru kullanalım,babalarımız atalarımızla aramıza bir lisan duvarı örmeyelim,yüz sene önce yazılmış metinlerin okurken anlayabilelim,uydurmacadan kaçalım,lisan politikalarını doğru bir şekilde yürütelim ve Osmanlı halkının gündelik bir şekilde konuştuğu gibi konuşalım diyoruz.Allah aşkına bunun neresi kötü.

Hem baktığımız zaman Osmanlıların Osmanlıca adlı lehçeyi oluşturma ve kullanmada haklı sebepleri vardır.

Ama öncelikle belirtmek gerekir ki Osmanlıda bu lehçeyi devlet oluşturmamış halk oluşturmuştur.Lisan halkın malı olduğundan lisanın yok olmasına sebep olmak ve cahilane davranmak dışında uzun vadede istediği şekli verebilir.

Bir diğer konu ise Osmanlı devrinde devlet illa böyle konuşacaksın diye kimsenin başına silah dayamamıştır.Halk kelimelere ihtiyaç duymuş,beğenmiş,almış  ve kendi lisanına uydurarak bin yıl kullanmıştır.Artık o kelime Türkçeleşmiştir.

Osmanlılarda Lisan Meselesi ve Nedenleri

Osmanlıların bu lisanı neden oluşturduklarına dönersek bunun birçok sebebi vardır ama başlıcalarını sıralayacağız.

Osmanlı bir imparatorluk olduğundan içinde birçok ırktan insan barındırmıştır.Böyle olunca ise milletlerin kendiliğinden birbirinden kelime alması doğaldır.

İkinci olarak Osmanlılar Osmanlıcayı oluşturarak Türkçenin remi dil olmasını sağlamışlardır.Yani Türk tarihinde Türkçeyi önemseyen nadir devletlerdendir.

Şöyle ki Osmanlı Devletinde çoğunluk Türkler değildi zira imparatorluktu.Lisanın eriyip gitmesindense Arapça ve Farsça ile geliştirip devamını sağlamak daha iyidir.

Başka bir husus da sadece saf Türkçe diye tuttursa diğer milletleri kışkırtarak isyan etmelerine neden olabilirdi.Zaten o çağlarda milletlerin böyle dertleri yoktu.

Yine başka bir hususta diğer milletlere de haksızlık olmasın diye böyle bir şeyin kendiliğinden olması adaletlidir.

En önemli de Osmanlıca sayesinde Türkçe tüm Müslümanlar tarafından kullanılan ortak bir dil olmuştur.Yani esasen Osmanlıca Türkçenin yayılmasına ve ortak dil olmasına vesile olmuştur.

Şöyle ki İslam dünyasının çoğunluğunu Türkçe,Arapça,Farsça ve bu lisanların lehçelerini konuşan halklar oluşturmakta ve sadece Osmanlılar değil Orta Asya Türkleri,Afgan,Çeçen,Çerkez,Laz,Kürt,Boşnak,Arnavut,Makedon halkları da Arapça ve Farsça’dan kelime aldığından bu üç lisanı sentezleyerek bütün Müslümanların az çok birbirini anlamaya ve birbirlerinin lisanlarını daha kolay öğrenmelerine vesile olmuştur.

Şimdi kendinizi o dönemlerde yaşayan biri olarak hayal edin İslama geçeli çok olmamış İslam terminolojisindeki kelimeleri zaten Arapça ve Farsça’dan direk olarak almalısınız çünkü başka bir yolu yok.(Diğer milletler de böyle yapmıştır.)

Anadolu’ya,Arap Yarımadası’na,Kafkaslara,Balkanlara hala Türk göçleri devam etmekte ve orada yeni keşif,icat,alet,şehir,ürün vesaire şeyler görmekte.

Ne yapacak bu insanlar kendi lisanlarında tam karşılığı yoksa yerel halkın lisanından almaya mecbur kalacak.

İşte Osmanlıca bu gibi bütün doğal vakaların ve hayat şartların sonucunda oluşmuş Ali Suavi’nin de  halk arasında konuşulan Osmanlıca ‘ Diğer malum lisanlara nazaran kavaid-i sarfiyesi gayet düzgün,pek kolay,pek nazik ve pek tatlıdır.

Hususen telaffuzunda bir ahenk vardır.’ Diye tarif ettiği muhteşem bir terkib,icat ve gereksinim olmuştur.

Lisan Meselesi Ve Osmanlıca yazımız Devamı gelecek.

İnsan Denen Meçhul

Sosyal Sorumluluk ve İslam

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz