Lisan Meselesi Ve Osmanlıca 2

0
84
Osmanlıca,Arapça,Arap harfleri,dil ve islam
Lisan Meselesi Ve Osmanlıca 2

Lisan Meselesi Ve Osmanlıca 2

Geçen yazımızda lisanın Öneminden,saf dil meselesinden ve Osmanlıcanın neden/nasıl oluştuğundan bahsetmiştik. Bu yazımızda ise Osmanlıca nın güzelliklerinden ve örneklerinden bahsedeceğiz.

Osmanlıcanın Getirdiği Kolaylık Ve Uhuvvet

Osmanlıca her hangi bir lehçe olmasının yanında birçok faydayı da bünyesinde barındırmış bir şekl-i lisandır.

Şöyle ki eğitim hayatına Osmanlıca ile başlayan bir kimse için bugün ‘efendim Osmanlıca çok zordu’ diye bir şey geçerli değildir.

Velev ki öyle olsun bu zorluk insanın zihni kapasitesini arttıracaktır, başka lisanları öğrenmede ise kolaylık sağlayacaktır.

Ayrıca Osmanlıca bilen ve konuşan bir insan Arapça, Türkçe, Farsça gibi lisansları ve bunların lehçeleri olan Kürtçe, Darice, Tatarca, Azerice gibi lisanları öğrenmede çok zorluk çekmeyecektir.

Yine bu sebepten ötürü bu milletler de Türkçeyi daha kolay öğrenecektir. Osmanlıca bilen bir insan dünyanın bütün İslam coğrafyalarını da bu sayede rahatlıkla gezebilecektir. Tek yapması gereken birkaç haftalık bir talimdir.

Ayrıca o zamanda İslam ve Türk kavimlerinin çoğunluğu Arabiyyül asıl olan harfleri kullandığından bu arada bir birlik-beraberlik bağını tesis edecektir.

(Burada şu soru hatıra gelir diğer Türki kavimlerde Arap Harflerini kullanmışlardır ama sadece Osmanlılar suçlu görülmektedir. Neden?)

Osmanlıca Göze Ve Kulağa Hitap Eder

Osmanlıcanın diğer bir faydası da göze ve kulağa hitap etmesidir. Güzel bir el yazısıyla yazılan Osmanlıca bir esere bugün paha biçilememektedir.

Zaten millet umum olarak Arap harflerini kullandığından hat sanatının öğrenimi kolaylaşmış insanlara ikinci bir ekmek kapısı açılmış böyle böyle hat sanatı gelişmiş ve Osmanlı Hattı zirvede yer edinmiştir.

Esasen insanların din, kültür, coğrafya gibi kader icabı sahip oldukları şeyler kişinin halet-i ruhiyesine akseder.

Şöyle ki sinirli bir insan bir yere vurduğunda orayı parçalar, huzurlu bir insan ise aynı hareketi yaparak müzik oluşturabilir. Bu ruhun huzurlu olmasından husule gelir ve hayatın her noktasında bunun yansıması görülür.

İşte yanlış dine mensup Batı insanları bu iç huzurdan yoksun olduklarından(bunu batıdaki piskolog ve hasta sayısından da anlayabilirsiniz)sanatları, yazıları, usülleri hep sert, köşeli, sivri ve kırıklıdır. Mimari yapıları ve harfleri bile…

Müslümanlar ise doğru dine tabiyet gösterdikleri için şuur altında az çok bu iç huzura ermiş ve hatları, sanatları, usulleri yumuşak, nazik, hafif ve yuvarlağımsı olmuştur. Arap harfleri gibi.

İşte böyle böyle hat sanatı gibi sanatlarla uğraşan insanlar huzur bulur. Yani Osmanlıca bir yönüyle insanların ruh hallerini de dengeliyordu.

Osmanlıcanın Dini Manada Faydaları Vardır

Diğer bir faydası da dinidir. Osmanlıca bilen herkes Kuran-ı Kerim’i de okumayı bileceğinden ayrı bir zahmete girmez sadece birkaç gün çalışması gerekir.

Sadece harfler değil surelerdeki kelimeler de tanıdık olduğundan okuduğu metni az çok anlayacak ve o metin o insanı hem etkileyecek hem huzur verecek hem de bilgilendirecektir.

Bu gün ise kuran okuduğumuz zaman ne harflere ne de kelimelere aşina olmadığımızdan Kuran okurken İtalyanca bir metin okumuş gibi yabancı kalıyoruz.

Osmanlıca Kelime Bakımından Zengindir

Osmanlıcanın diğer bir faydası akli, dini, sosyal ilim ve bilimlerde  tefekkür ve kavrayış yeteneğini arttırmasıdır.

Şöyle ki, Osmanlıca da zaten geniş bir kelime dağarcığı bulunduğundan insanın zihni gelişir, anlatılanlara karşılık bulabilir, anlayabilir ve açıklayarak daha iyi anlatabilir.

Bugün ki Türkçe de ise bu çok zor olmaktadır. Zira bu terimlere karşılık gelen kelimelerimiz yok veya bazen arada fark olmasına rağmen benzer şeyleri aynı kelimeler ile ifade etmekteyiz.

Bu ise karışıklığa ve ilerleyememeye yol açmaktadır. İlim ve sanat gelişmiş lisanlarla yazılır.

Başka bir faydası ise dil bilimcilerin ve dünya milletlerinin gözünde gelişmiş bir lisan gibi göründüğünden saygınlığı arttırmasıdır.

Zira bugün konuşulan Türkçe de Osmanlıcadaki kelime haznesinin yarısı bile bulunmamaktadır. Hatta bugün üniversite tahsili yapmış birisi Osmanlı zamanında lise okumuş birisinin bildiği kelime sayısı kadar kelimeyi zar zor bilmektedir.

Osmanlıca Talebeler İçin De İyi Ve Münasiptir

Osmanlıcanın belki de en önemli faydalarından biri de okuduğun her şeyi anlamanı sağlamasıdır.

Nasıl mı, şöyle ki bugün biz bir şeyler okurken bir yerlere dalıp gitsek bile gözlerimiz ve dilimiz okumaya devam ediyor ama biz o metin bittiğinde bir şey anlamamış veya hatırlamıyor oluyoruz. (Deneyebilirsiniz.)

Oysa lisan-ı  Osmani de bazı harf ve harf gurupları birkaç farklı sese malik olduğundan bazı kelimeleri cümlenin konu ve geliş gidişine göre okumak zorundasınız bu ise oraya odaklanmanızı ve bir yerlere dalıp gitmemenizi sağlar zira dalarsanız okuyamazsınız.

Bugün talebeler üniversite ve lise imtihanlarında paragraf sorunlarından muzdarip sona gelene kadar başını unutuyorlar işte bu mesele yüzündendir.

Belki şu da bir fayda olarak görülebilir. Bugün bir lisan bir insan diye ağızlarda dolaşan bir söz var. Osmanlıca bilen bir insan Türkçeyi tamamen Arapça ve Farsça’yı da kısmen bildiğinden bu söz Osmanlıca için de münasiptir.

Şimdi biz Osmanlıca öğrenirsek hem bu faydalara vakıf olacağız hem atalarımızla ortak bir noktamız olacak ve aradaki duvarı yıkmış olacağız hem hat sanatı gelişecek hem de cami, mezar taşı, çeşme gibi eserlerin üzerinde ki yazıları ve arşivlerdeki belgeleri okuyabilecek; hem kendimizi geliştirmiş hem de belgelerin gün yüzüne çıkmasını sağlayarak tarih ilminin gelişmesine vesile olacağız.

Kültürümüzü kaybetmeyecek,boş zamanlarımızda merak ettiğimiz eski şiir, roman, hikayeleri de okuyarak hoş vakit geçirebileceğiz. Tarih, İlahiyat bölümlerini okuyan talebeler ise daha kolay okuyabilecek.

Arapça ve Arap Harflerine Dair

Bir de unutmamak gerekir ki Arapça da Japonca, Portekizce gibi bir lisandır sonuçta bu yüzden Arapça’ya karşı ön yargılarımızdan vazgeçmeliyiz.

Ayrıca dil bilimcilerin çoğu kabul eder ki Arapça dünyanın en gelişmiş ilk beş lisanından biridir. Ama öğrenmesi en zor olanda o demeyin zira en zor olanlar Çince, Japonca gibi lisanlardır.

Ayrıca bugün dünya dili denen İngilizce bile Arapça’dan kelime almıştır. Dünya genelinde de gerek anadil gerek yan dil olarak Arapça konuşan insan sayısı da hayli fazladır.

Arapça’nın diğer dillerden bir farkı vardır. Şöyle ki Kuran-ı Kerim Arapçadır. Ve Allah boşuna bu lisanı seçmemiştir. Zira Araplar yüzyıllarca hitabet, şiir, edebiyat alanlarında yarışmış bu ise Ararpça’yı şeklen ve manen geliştirmiştir.

Örnek vermek gerekirse Arap harfleri ile ‘ALLAH’ yazarsanız ve ilk harfi silerseniz ‘LİLLAHU’ okunur bu yine ‘Allah’ demektir. Bir harf daha sildiğinizde ‘LEHU’ okunur yine ‘Allah’ demektir. Bir harf daha silerseniz ‘HU’ okunur yine ‘Allah’ demektir.

Bu incelik ve güzellik başka hiçbir lisan ve alfabede yoktur. Bundan farklı olarak Türkçe de bir kök kelime en fazla 5-6 kere çekimlenebilirken Arapça’da 20 den fazla çekimlenebilir bu da lisandaki kelime miktarını arttırır.

Şimdi bunu yazdım diye beni Arap veya Arapçı zannetmeyin sadece konu dahilinde olduğu için ilmi olarak bahsetmek istedim.

Osmanlıcanın Oluşumu Ve Arapçadan Farkı

Peki Osmanlılar Arap alfabesini ve Arapça-Farsça kelimeleri kullanarak Türkçe’ye ihanet etmiş olmazlar mı diye bir soru akla gelebilir.

Hayır çünkü Osmanlılar her önüne geleni önüne geldiği gibi almamışlar gerekeni kendi lisanlarına uyarlayarak almışlardır. (sadece birkaç sene meşhur olmuş Servet-i Fünun’cular bu kuralın dışına çıkmıştır. Lakin halk buna karşı çıkmış lisanını korumuştur.

Bugün ki bazı sade lisan yanlısı cumhuriyet evlatları ise Servet-i Fünun’a çok da karşı değildir.)

Mesela Arap Alfabesini direk almamışlar Türkçe de kullanılan ve gerekli olan 5 harf eklemişlerdir. ( ‘ç’ harfi gibi) Bunun haricinde bazı kelimeleri Türkçeleştirmişlerdir mesela ‘dest-i gah’ kelimesini ‘tezgah’ olarak almışlardır.

Arapça’daki ‘kütüp’ kelimesi ile Farsça’daki ‘hane’ kelimesinin birleştirip ‘Kütüphane’ yapmışlar bin yıl kullanmışlar artık o kelime Türkçeleşmiştir.

Ne Araplar ne Farslar kütüphane dememektedir. Ve bunu yaparken bugün ki gibi uydurmacayla değil güzel manalar yükleyerek kitaba değer vermiş ‘kitapların evi’ manasında hem güzel hem kullanışlı hem de kolay bir kelime meydana getirmişlerdir.

Bugünkü Lisandaki Mantık Hataları

Mantıki açıdan da Osmanlıca daha üstündür. Şöyle ki bugün biz sıfırın altındakilere de üstündekilere de derece diyoruz. Oldu mu şimdi bu mantıklı mı?

Oysa Osmanlıca da olması gerektiği gibi sıfırın altındakilere ‘dereke’ üstündekilere ‘derece’ diyorlardı. Bunun gibi bugün biz bir tek yol kelimesini kullanıyoruz lakin ‘mezhep’ dindeki yol , ‘tarik’ mezhep ve tasavvuftaki yol, ’sırat’ ahretteki yoldur.

Şimdi bunların hepsi aynı mı? Hepsini yol diyip geçiştirerek ne elde ediyoruz. Böyle çok incelik vardır.

Mesela bugün ismi Adem  olanların ismi doğru yazılamamaktadır. Bu ‘Kaf-kef’ gibi harflerin farklılığından kaynaklanır bugün biz o adama ‘adam’ yerine ‘yokluk’ manasına gelen Adem’i isnad etmiş oluyoruz. Bu Latin harflerinin yetersizliğinden kaynaklanır.

Şimdi ‘ama Arap harflerini kullanmak milliyete ihanettir yada Türklüğe aykırıdır’ diyenler olabilir.

Allah aşkına biz bugün Türk asıllı bir Alfabe mi kullanıyoruz? Veya atalarımızın bin yıl kullandığı kendi medeniyet dairemizin bir ürünü olan Arap harfleri Türk harfi olamıyor da farklı bir kültür dairesinden olan elin gavurunun yüz yıllık Latin harfleri nasıl Türk harfi oluyor?

Unutulmamalı ki Alparslan’da, Kanuni’de, Fatih Sultan Mehmed’de diğer kahraman, alim, sanatkar atalarımızda Arap asıllı alfabeyi kullandılar.

M.Kemal bile… Hatta M.kemal’in ilk öğrendiği alfabedir Arap asıllı Osmanlı alfabesi. Bunları aklımızın bir köşesine not etmemiz lazım gelir.

Devamı gelecek…

Muhammet Baran Aslan,2018

Gavur İsveç’in İslamilik Endeksi

İnsan Denen Meçhul

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz