Osmanlı hoşgörüsü Yahudilere bile kucak açmıştı

0
74
Osmanlı hoşgörüsü ve Yahudilerin Filistin'e Göçü
Osmanlı hoşgörüsü Yahudilere bile kucak açmıştı

Osmanlı hoşgörüsü Yahudilere bile kucak açmıştı

Osmanlı hoşgörüsü öyle bir hoşgörü ki zamanında kendi topraklarında baskı gören ve bu topraklardan zorla göç ettirilen Yahudilere bile kucak açmış onlara Osmanlı topraklarında rahat etmesi için imkanlar sağlanmıştı.

Eski Roma döneminden beri İber Yarımadasındaki varlığı bilinen Yahudiler, 756 yılında kurulan İspanya’daki Endülüs Emevi Devletinde, Müslümanlar ve Hristiyanlarla bir arada, hemen hemen 3 asırlık bir süre, huzur içinde yaşadı.

Ne var ki 10 ve 11. Asırlarda Müslüman dünyasında baş gösteren iktidar mücadeleleri, Yahudiler için sonun başlangıcı olmuştur. Bu karışıklıklardan faydalanan Katolik Hristiyan Granada, tüm İspanyayı yeniden fethetme hayaline kapılmış ve bu durum Yahudilerin buradaki sonunu getirmiştir.

Bütün Avrupa’nın Hristiyanlaşmasını amaçlandığı bu dönemde (12-13. YY) Yahudilere karşı hoşgörüsüzlük ve zulüm artmış ve bunun sonucunda Yahudi varlığı Batı Avrupa’dan tamamen silinmeye çalışılmıştır.

Bu durumdan hareketle  1290’da İngiltere, 1306’da ise Fransa, Yahudileri sürerek ülkelerindeki Yahudi varlığına  tamamen son verirken İspanya için de aynı durum söz konusu olup Yahudilere yönelik yapılan baskılar 15. yüzyıla kadar devam etmiştir.

Nihayet 1492 yılının başlarında Katolik orduların Granada’ya girmesiyle, 8. asırdan beri devam eden Müslüman hakimiyetine son verilmiş ve 31 Mart 1492’de Granada’da Yahudilerin sınır dışı edilmelerine ilişkin ferman, imzalanıp ilan edilmiştir.

Söz konusu fermana göre Yahudiler ya Hristiyanlığı kabul edecekler ya da 1492 Temmuzunun sonuna kadar ülkeyi terk edeceklerdi. Bu duruma mukabil bir çok Yahudi dinlerinden vazgeçerek yurtlarında hayatlarını idame etmeyi tercih etmiştir.

Zorunlu göç sonucu Yahudilere Osmanlı hoşgörüsü

Katolik dünyasının bu sert fermanı gereği dinlerinden vazgeçmeyen pek çok Yahudi için zorunlu göç başlamış.

Böylece yaklaşık 250.000 Yahudi’nin çoğu, bindikleri gemileri ile İspanyol kaptanları tarafından denizin ortasında ölüme terk edilirken yolculuklarını tamamlamayı başaranlar ise özellikle Osmanlı egemenliğindeki Doğu Akdeniz topraklarına göç etmeyi tercih etmiştir.

1492 Ağustosuna gelindiğinde İspanya’da Yahudilerden bir kişi bile kalmamıştır.

Osmanlı İmparatoru II. Bayezit döneminde İspanya’dan göç eden Yahudiler, Selanik, İstanbul, Edirne, İzmir ve çevre bölgelere yerleştirilmiş ve Yahudilerin buralarda iyi karşılanmaları için de bir ferman yayınlanmıştır.

Böylece İspanya’dan sürüldükten sonra Osmanlı İmparatorluğu başta olmak üzere Doğu ülkelerine yerleşen Yahudiler, Sefarad Yahudisi (İbranice Sefardim , İspanya) Yahudileri olarak anılmaya başlanmıştır.

Nazi Almanya’sı, 1933 te çıkardığı bir kanun ile Aryan ırkından olmayan memurları zorunlu olarak işten çıkardı.

Bu kanunla, işlerinden kovulan Yahudi bilim insanları Albert Einstein’ın liderliğinde İsviçre’de bir birlik oluşturmuş,  bu birliğin Türk Milli Eğitim Bakanıyla temasları sonucunda 34 Yahudi bilim insanı, İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere, birkaç Türk üniversitesine kabul edilmiştir.

Türkiye, 1930 ve 1940 lı yıllarda, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudilere geçit olmuş, Türk diplomatların çalışmaları sonucunda  kurtarılmaya çalışılan Yahudilerden Türkiye’nin 15.000 ile 100.000 kişiyi kurtardığı iddia edilmiştir.

Yahudilerin Filistin’e Göçü

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra çeşitli nedenlerle Yahudiler göç etmeye başlamış

Bunun sonucu olarak Türkiye’den 1934-1935 te takriben 2000 Yahudilerin Filistin’e Göçü gerçekleşmiş.

Varlık Vergisini ödemede yaşadıkları sıkıntılar üzerine 1943- 1944 arasında 4000 Yahudi daha Filistin’e göç ederken 1948’de İsrail Devletinin kurulmasıyla, Türkiye’den göç daha da artmıştır.

Bu göçlerin diğer zorunlu göçlerden farkı Yahudilerin, kendi istekleri ile İsrail’e göç etmesidir.

Bu arada 1950’de, İsrail’e göç edenlerin %10’u Türkiye’ye geri dönmüştür.

Tarih boyunca başları sıkışınca kendilerini katliamlardan kurtaran Müslümanlarla iç içe huzur içinde yaşamış olan Yahudilerin, bu gün masum, savunmasız ve silahsız olan Filistinlileri, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı yapmaksızın misket bombalarıyla hunharca soykırıma tabi tutması çok manidar olup bize ister istemez Hitler’in o meşhur sözünü hatırlatmaktadır:

Gün gelir öldürmediğim her Yahudi için bana küfredeceksiniz…!”

Sonuç olarak denilebilir ki

Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki, o da onlardandır. Muhakkak ki Allah o zalimleri hidayete, doğru yola iletmez.” (Mâide Sûresi, 5:51)

İlahi emrine rağmen Yahudilere kucak açan atalarımız, bu gün geldiğimiz noktada Hitler’in ne kadar haklı olduğunu düşünen evlatları gibi aynı düşüncede olsalardı , değil Yahudilere kucak açmak; belki de Yahudilere karşı Hitler’e yardım bile ederlerdi.

Bunun sonucunda Müslümanlar, günümüzde Filistin davasında ABD’nin destek verdiği İsrail’e karşı  bu denli çaresiz kalmazlardı..!

Semavi Dinler Açısından Kudüs’ün Önemi

Filistin sorunu ve Samimiyetimiz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here