Kalabalık Yalnızlıklar

0
53
Kalabalık
Kalabalık Yalnızlıklar

Kalabalık Yalnızlıklar

Günlerin sıkılgan bakışları arasında artıyor isyankarlığımız. 
Kalabalık yalnızlıklar biriktiriyoruz durmadan.
Umut, rengi solmuş bir hasta gibi yitip gidiyor aramızdan.
Soğuk bakışlar yükseliyor cehennem gayyaları içinden.
Sokaklar iyilik naraları atanların iyiliğinden yoksun insanlarla dolu.
Boya sandığı başında, peçete kutuları ve su şişeleri arasında uyuyakalıyor çocuklar.
Dağları yük etmiş sırtlar kamburlaşmış artık.
Vitrinler süslü eşyalarla, caddeler süslü insanlarla,
Diller süslü yalanlarla dolu.
Ortalık hıncahınç yalnızlık,
Hıncahınç mutsuzluk,
Hıncahınç utanç dolu…
Edep ile,  muhabbetle iki kelâm edilebilecek bir âdem yok ortada.
oysa ağızlar öyle dolu ki!
Öyle azgın, düşük, çirkin ki ortalığa düşen cümleler, 
Issız bir adaya düşüp bulunmamak istiyorum.
İyi şeyler dilemezse kaynamaz mı avuçları insanın!
Gözlerinden akıtmazsa  pınarlarını nasıl temizleyebilir gönlünü!
Mutlu etmezse bir gönlü eksiği, sevmezse bir çocuğu, bir çiçeği, dilinden dökülmezse hasret ve sevda türküleri, “Hayattayım! Yaşıyorum!” Diyebilir mi?
Sessiz sedasız çığlıklar yükseltiyorum göğün göğsüne.
Yaralı bir hayvan gibi kaçıyorum riyâkâr toplumların yılan yüzü ve yalan dilinden!
Zenginin gözü yetimin malında, yoksulun alın terinde.
Makam ve mevki dünya hırsını arttırmış da birer objeden farksız kılmış insanları.
Bense terk etmek istiyorum bu dünyayı!
Vakitli vakitsiz bir kaçma isteği tüm kararlılığıyla hücum ediyor zerrelerime.
Ruhumun sesini duymamak için türküler söylüyorum yüksek sesle, kaçarcasına günlerin sıkılgan bakışlarından ve yırtarcasına edepsizliğin kara perdesini.
İnancı gömeli çok olmuş,
Umut hasta!
Sevda kurşuna dizileli epey zaman oldu, lâkin onu gömecek genişlikte ve yücelikte bir toprak bulamadık.
İçimize gömdük!
Sevdanın güzelliğine el sürülmesin, kirli gönüllere meze olmasın diye…
Kendimizi, hayatın karanlıklarından saklamak için görünmezliğin kalın duvarları arasına hapsettik.
Soramadık bunca kötülük niye?
Niye bunca riyâ?
Masum kalpleri, 
mazlum kitleleri neden ölü kalpler durağında bırakmış kara tren?
İçinden güzellikler geçen,
Gecesini yıldızların, gündüzleri sevdalı gözlerin parlaklığının sardığı ayrı bir durak bulunamaz mıydı?
Güzel gönüllerin incitilmediği,
çirkinliklerin at koşturmadığı, 
asaletin o yumuşak, naif, güzellikle taçlanmış havasının kol gezdiği, buhur ve ıtır kokularından mest olunan başka bir dünya bulunamaz mıydı?
Heyhat!
Yaşıyoruz öldüğümüzden habersiz!
Ve bunca acıya dayansın diye sırtımızda taşıyoruz hasta umudumuzu…

Fazile Aşar Aydınalp

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.