Semavi Dinler Açısından Kudüs’ün Önemi

2
346
Müslümanlar için Kudüs'ün Önemi ve statüsü
Semavi Dinler Açısından Kudüs'ün Önemi

Semavi Dinler Açısından Kudüs’ün  Önemi Statüsü ve Ortadoğu Barışına Etkisi

Bu hafta köşemizi, aslında İlçemizde kendisinden başka hiç kimseyi hiç bir yere yakıştırmayan bir zihniyetin var olup olmadığı konusunu irdeleyip buna ilişkin bir sonuca varma konusuna ayırmayı düşünmüştük ancak ABD Başkanı Trump’ın, tüm İslam Dünyasının şiddetli tepkisine neden olan şu malum kararının bir anda dünya gündemini işgal etmesi üzerine biz de bu hafta köşemizde Kudüs’ün Önemi konuyu ele alacağız.

M.Ö. 1000’ler de birer Kenani topluluğu olan Yabusiler ve Filistinlilerin de yaşadığı,          Hz. Davud ‘un ele geçirip Yahudi Krallığının Başkenti yaptığı, ölümünden sonra kenti genişleten oğlu Hz. Süleyman’ın, Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmek için seçtiği kayanın bulunduğu Mabed Tepesi’ne bir saray ve Yahudilerin ilk tapınağı olan Süleyman Mabedi’ni yaptırdığı Kudüs, Kudüs’ün Önemi tarih boyunca Yahudiler için de kutsal bir kent sayılmıştır.

M.Ö. 587’de Babilliler’in (Pers) akınları sonucu tapınağı ile birlikte yerle bir edilen Kudüs, Pers yönetimine geçmiş ve Yahudiler de Babil’e sürülmüştür. Bunun üzerine ana vatanlarını unutmamaya dair yemin eden Yahudiler, yılda bir kez de olsa mabedlerinin yıkık duvarı dibinde ağlayabilmek için izin istemiş, böylece Yahudiler için ibadet sayılacak bir gelenek başlamıştır.

M.Ö. 538’de Kudüs’e dönebilen bazı Yahudiler tarafından tapınak yeniden inşa edilmiştir.
Ancak M.Ö. 332’de Büyük İskender’in kenti ele geçirmesi ile Kudüs de birkaç yüzyıl devam edecek olan Helen yönetimi başladı. Süleyman Mabedi’nin restore edilmesini kutlamak için küçük bir testi içindeki yağ ile yakılan kutsal ateşin sekiz gün hiç sönmediği iddiasından ibaret olan Hanuka yani Işık Bayramı Yahudi Ritüeli bu dönemde başlamıştır.

Museviler Ve Ağlama Duvarı

M.Ö. 63’te Kudüs yönetimini ele geçiren Romalılar, M.S. 70’te Süleyman Tapınağı’nı yerle bir ederler. Bu olay, tapınağın sonu olup tarihte ilk kez bir din yasaklanır. Museviler bundan sonra sadece Siyon (Hz. Davud) tepesine Hac ziyareti için çıkıp tapınağın ayakta kalan tek duvarı olan Ağlama Duvarı karşısında yas tutmaya başladılar.

M.S. 132’deki Yahudi isyanı sonucu Romalılar, Musevileri şehirden yasaklayınca dünyanın dört bir yanına yayılan Yahudiler için “diaspora” (İsrail dışındaki dönem) dönemi başladı. İşte Hz. İsa, bu çalkantılı dönemde Kudüs’te yaşamıştır. Bu dönem olaylarının geçtiği mekanlar, Hristiyanlar için artık bir Hac rotası olmuştur.

Roma İmparatoru Büyük Konstantin’in 313’te Hristiyanlığı tanıması sonucu kiliseler ile adeta donatılan Kudüs, aynı zamanda Katolik bir kente dönüşerek artık Hristiyanlığın da kutsal merkezi haline geldi. Hristiyanlar, Yahudilerin Hz. İsa’yı bu şehirde çarmıha gerdiklerine inandıkları için onlara karşı büyük bir öfke duyarlar. Ancak İran’daki Sasani İmparatorluğu, Yahudilerin de yardımı ile şehri ele geçirdi. Kısa bir süre sonra İmparator Heraklios, kenti geri aldı.

Müslümanlar İçin Kudüs’ün Önemi ve İlk Kıblemiz

Hz. Ömer’in 634’te İslam topraklarına kattığı Kudüs’te, 661-750 yılları arasında Emeviler hüküm sürdü. Bu dönemde Abdülmelik bin Mervan tarafından Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Mi’rac’a yükseltildiği taşın üzerine Kubbetü’s-Sahra (Ömer Cami) yaptırılır.

750’de Abbasi, 969’da Fatımi egemenliğine geçen Kudüs, 450 yıl boyunca muhtelif İslam Devletlerinin hakimiyeti altına girer. Haçlı Seferleri ile Kudüs’e varan Haçlılar (1099), Kudüs Krallığı’nı kurarak Müslüman hakimiyetine son vermiş, Müslüman ve Yahudilere kenti yasaklamıştır.

1187’de Selahaddin-i Eyyubi, Kudüs Krallığı’na son verir ancak onun hoş görülü politikasının sonucu olarak 13. YY. Ortalarına kadar Yahudiler kente gelip mahalleler kurmaya başlar.
Yavuz Sultan Selim’in 1517 Mısır Seferi ile 400 yıllık Osmanlı egemenliği başlar. Kanuni Devrinde onarılan eski ve yapılan yeni eserlerle donatılan Kudüs’te, Osmanlı hoşgörüsü sonucu Musevi nüfus daha da artar.

1831’de Osmanlı’ya karşı isyan eden Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ele geçirdiği Kudüs’ü, 1840’ta Osmanlı Devleti geri alır. Bu dönemde Doğu Avrupa ülkelerinden göçle gelen Yahudiler nedeniyle kentin nüfus yapısı epey değişir. Böylece 19. YY. Ortasından sonra kentteki çoğunluk Yahudilerden oluşmaya başlar.

Birinci Dünya Savaşından Sonra Kudüs

Ancak I. Dünya Savaşı’nda yaşanan açlık ve salgın sonucu Kudüs nüfusu iyice azalır.
Kudüs yönetimi, I.Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’nin eline geçer (1917). Kent, 1922’de İngiltere korumasındaki Filistin’in Başkenti haline gelir. Böylece Filistin – Siyonistler arasındaki süregelen mücadeleler başlamış olur.

İngiltere, 14 Mayıs 1948’de kentin sorumluluğunu BM’ye bırakır. Aynı gün BM Kararı ile İsrail Devleti kurulur. Bu karara Yahudiler sevinirken Müslüman Araplar karşı çıkar. Çıkan kanlı çatışmalar sonucunda 1948’de şehir, doğusu Ürdün; batısı İsrail’de kalacak şekilde İsrail ile Ürdün arasında bölüşülür. İsrail, Batı Kudüs’ü başkent ilan eder.

1967 Altı Gün Savaşlarından sonra Doğu Kudüs’ü de işgal eden İsrail, kentin tümünü işgal edip Kudüs’ü “sonsuz ve bölünmez Başkenti” olarak ilan eder.

1980’de çıkarılan özel bir yasa ile Kudüs’ün İsrail’in Başkenti olduğu tekrar vurgulanır. Ancak uluslararası düzeyde tanınmadığı için Kudüs’ün statüsü anlaşmazlık konusu olur.
1988’de Filistin Milli Konseyi, Kudüs Başkenti olmak üzere Filistin Devleti’nin kuruluşunu ilan eder.

Sonuç olarak Yahudiler, Peygamber Efendimizin (sav) İsra yolculuğuna çıkarılıp Mi’rac’a yükseltildiği mekan ve Mi’raç’ta namazın farz kılınması üzerine İlk Kıblemiz olması hasebiyle Müslümanlarca da oldukça kutsal sayılan Kudüs’ün, İsrail’in ebedi Başkenti olduğunu iddia ederken buna karşılık Filistinliler, ülkelerinin Başkenti olarak görür.

Hristiyanlar, Hz. İsa’nın ölümünden sorumlu tuttukları Yahudilere kızgın iken; Yahudiler, tapınaklarının ikinci ve son kez yıkılmasından Avrupalıları sorumlu tutmaktadır.

Öte yandan Ortodox ve Laik Yahudiler arasındaki çekişmeler de halen devam ederken Kudüs’te yaşadıkları halde birbirlerini kabullenemeyen topluluklar arasındaki gergin ortamın nihayete ermesi, ABD Başkanı Trump’ın, ülkemiz başta olmak üzere tüm İslam Ülkelerinde nefretle karşılanıp şiddetle kınanan Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak tanımaya ilişkin kararı ile neredeyse imkansızlaşmıştır.

Bu itibarla Kudüs, Ortadoğu’da aslında Batı’nın zımnen de olsa istemediği barışı hakim kılmanın önündeki en büyük engel olarak durmaya devam etmektedir.

 

Kudüs’ü Yakından Tanımak ve bilmek

Şanlıurfa

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here